İnternet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İnternet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Mayıs 2012 Pazartesi

British Council'den Dijital Yayıncılık (eYayıncılık) Eğitimi ve Atölye Çalışması

Geçtiğimiz hafta içinde Bureaucraft'tan Fulya Çamlar Hanım imzalı bir e-posta aldım. E-postada, British Council tarafından 24-27 Mayıs 2012 tarihlerinde Kadir Has Üniversitesi'nde düzenlenecek olan "Dijital Yayıncılık (eYayıncılık) Eğitimi ve Atölye Çalışması'na (Workshop)" davet edildim. Şahsıma doğrudan yapılan bu davet beni mutlu etse de İzmir'de olmam dolayısıyla katılamayacak olmam da aynı derecede üzmektedir.

Bu sene ilk kez Genç Yaratıcı Girişimciler Programı kapsamında düzenlenecek olan Dijital Yayıncılık Eğitimi ve Atölye Çalışması'nın amacı olarak "Türkiye'de dijital yayıncılık alanında sayıları gittikçe artan başarılı girişimcileri desteklemek ve bu konuda daha fazla çalışma yapılmasını teşvik etmek" olduğu belirtilmiş.

İngiltere'den yayıncılık alanında uzman olan David Taylor (Wales Newport Üniversitesi) ve Peter Buckley’nin (Dijital Yayıncı, DK ve Rough Guides) katılacağı ve Giriş Oturumu ve Atölye Çalışması şeklinde iki bölümden oluşacak program, tamamen ücretsiz ve halka açık.


Programın ayrıntılarını, gelen tanıtım metninden aynen aktarıyorum:


"Dijital Yayıncılığa (eYayıncılık’a) Giriş Oturumu
24 Mayıs, Perşembe 12:00-18:00
Kadir Has Üniversitesi, Cibali Salonu

Britanya’da yayıncılık alanında uzman olan David Taylor (Wales Newport Üniversitesi) ve Peter Buckley’nin (Dijital Yayıncı, DK ve Rough Guides) yapacağı konuşmaya davetlisiniz. Tarih, felsefe ve elektronik yayıncılık pazarının bugün ne durumda olduğuna dair konuşacaklar ve bu alanda yer alan popüler formatlarla, en yeni kitap okuma teknolojilerini tanıtacaklar. Oturum, aynı zamanda yayıncılığın büyüyen dijital ayağının gelecekte alacağı yön ve geleneksel yayıncılık yöntemleri (dağıtımdan satış kanallarına, bütçeden pazarlamaya ve üretime) üzerindeki etkisi hakkında genel bir bakış sunacak.


*Oturum ücretsizdir ve herkese açıktır. İngilizce - Türkçe simultane çeviri yapılacaktır.
*İlgilenen kişiler 24 Mayıs 2012 tarihine kadar buradan başvurabilir: www.britishcouncil.org.tr


Dijital Yayıncılık (eYayıncılık) Atölye Çalışması
25 Mayıs Cuma - 27 Mayıs Pazar, 10:00-18:00
Kadir Has Üniversitesi


Bu 3 günlük atölye çalışması, elektronik kitap yayıncılığının esaslarına daha ayrıntılı bir biçimde bakmayı sağlayacak. Katılımcılar, elektronik kitap ve dergi gelişimi için gerekli araçları kullanarak elektronik yayıncılığı daha iyi anlayacak ve deneyimleyecekler; elektronik kitapların etkili pazarlama ve satış yöntemleriyle tanışacaklar ve üretim sürecinde bütçe yönetimi konusunda bilgi alacaklar.


Katılımcılar, EPUB ve MOBI formatındaki elektronik kitapların (Apple Pages ve Adobe InDesign kullanarak), iBooks ve ebooks’un (Apple Pages ve Apple iBooks Author kullanarak) ve iPad Tablet elektronik dergilerinin (Adobe InDesign 5.0/5.5 kullanarak) yapımıyla ilgili bir çalışma gerçekleştirecekler. Dersi Britanya’da yayıncılık alanında uzman olan David Taylor (University of Wales Newport) yürütecek. Eğitime katılanlara program sonunda sertifika verilecek.


*Katılım ücretsizdir, başvuranların yayıncılık alanında en az 2 yıl deneyimli olmalı gerekmektedir.
*İlgilenen kişiler 24 Mayıs 2012 tarihine kadar buradan başvurabilirler : www.britishcouncil.org.tr
*Derslerin dili İngilizce olacağından adayların iyi derecede İngilizce bilmeleri gerekmektedir."

24 Ağustos 2011 Çarşamba

Blogunuzun Ziyaretçi Trafiğini Nasıl Artırırsınız?

Geçenlerde e-posta kutuma Wordpress.com'dan, Scott Berkun imzalı iyi ve faydalı bir yazı geldi: How to Get More Traffic (Blogunuzun Ziyaretçi Trafiğini Nasıl Artırırsınız). Tabiî burada trafik derken ziyaretçi sayısını ve sıklığı kast ediliyor. Yani kısaca, blogunuzun/sitenizin ziyaretçi sayısını nasıl artırırsınız ve bu ziyaretçilerinizin daha sonraları da blogunuza/sitenize yeniden ve daha sık gelmesini nasıl sağlarsınız? 

(Bir süre önce keşfettiğim Blog Hocam başta olmak üzere) İnternette, blog âleminde bu ve buna benzer birçok yazı, tavsiye bulabilirsiniz ancak bunun, Blogger ile birlikte blog âleminin en önemli platformlarından olan Wordpress'ten gelmesi önemli... 

Kuşkusuz benim için de faydalı olan ve önemli tavsiyeler içeren Scott Berkun imzalı bu yazıyı, önemli noktalarıyla, Türkçe'ye çevirerek aşağıda yayınlıyorum...


Blogunuzun Ziyaretçi Trafiğini Nasıl Artırırsınız?

Bir blogger, ilk yazısını bloguna girdiğinde, hemen soracağı ilk soru şu olur: Ziyaretçilerim nerede?  Herkes kendisinin dikkate değer olduğunu varsayar, ki aslında herkes öyledir. İzleyicileri edinmek süre ister ve kimse hiçbir çaba harcamadan ziyaretçi trafiğine erişemez.

1- Hakkımda Sayfası Oluşturun: Sitenizin ziyaretçilerinin merak ettiği ve bakacağı ilk şeylerden biri sizin kim olduğunuzdur. Eğer, kısa da olsa bir bilgi içeren hakkımda sayfasını ihmal eder ve genel ve klasik bir sayfa bırakırsanız, ziyaretçileriniz kaybolacaktır. Ancak, kısaca (iki paragraf fazla gelir) kendinizden ve blogunuzun içeriğinden bahsederseniz, ziyaretçileriniz yine gelecektir. 

2- Duyuru Yapın: Blogunuza yazdığınız yazıların, aynı anda otomatik olarak Twitter, Facebook, LinkedIn gibi hesaplarınızda paylaşılması için ayarlarınızı yapın. Böylece, her yazıda ziyaretçi sayınızı artırırsınız. 

3- Paylaşım Yapılmasını Sağlayın: Paylaşım butonları ile ya da birkaç tıklama vasıtasıyla, blogunuza gelen ziyaretçilerinizin, blogunuzdaki yazılarınızı sosyal ağlarında, bloglarında ya da doğrudan e-posta ile paylaşmalarını sağlayın. 

4- Okuyucularınızın E-posta ile Abone Olmasını Sağlayın: Bazen e-postanın önemli bir trafik kaynağı olduğu unutulur. Eğer blogunuza abonelik formu eklerseniz, insanlar blogunuzdaki yeni yazılardan, e-posta aracılığıyla otomatik olarak haberdar olmayı tercih edebilir. Bu yöntem ile ziyaretçilerinizi (hem siz hem de ziyaretçileriniz) herhangi bir ekstra çaba harcamadan blogunuzda tutabilirsiniz. 


5- Düzenli Olarak Yazın: Blogunuz için bir takvim oluşturun. Bu takvime göre yazı yazma sıklığınızı (günde bir, haftada bir, 15 günde bir, vs.) ayarlayın ve ona göre yazın. Yazı yazma sıklığınızı hakkımda sayfasında belirtin ve ayrıca bunun için kişisel takviminize de hatırlatıcı koyun. Sizden düzenli olarak yazmanızı bekleyen ve bir sonraki yazınızda ne yazacağınızı merak eden insanlar blogunuza yeniden gelecektir. 

6- İyi Bir Şekilde Yazın: Kuşkusuz güzel yazılar daha çok ziyaretçi trafiği çekecektir. Eğer her yazınız sıkıcı ise veya kötü şekillerde yazılıyorsa, her gün yazı yazmanızın hiçbir anlamı yok.  İlginç fikirler geliştirmek ve yazıları anlaşılır, özlü ve hatasız konuma getirmek zaman alacaktır. Eğer insanlar sizin dikkatsiz ve önemsemeyen bir yazar olduğunuzu görürse, blogunuza bir daha gelmeyeceklerdir. Gördükleri içerik, geri gelmeyi seçmede onlar için yeterli değilse, daha fazla ziyaretçi trafiğinin ne anlamı var? 

7- Güzel Başlıklar Seçin: Blog yazılarının başlıkları gazete başlıklarına benzer. İnsanların, yazının içeriğinde ne olduğunu merak etmeleri ve okumaları için başlıklar kısa ve ilginç olmalı. Yazıya iyi bir başlık seçmek biraz düşünme ve vakit ister ancak buna değer. Paylaşıldığında, Facebook'ta ve Twitter'da herkesin göreceği şey yazınızın başlığı ve bağlantısı olacaktır.


8- Diğer Bloglara Link (Bağlantı) Verin: Siz başka bir bloga link verdiğinizde, onlar (pingback ya da backlink vasıtasıyla) kendilerinden bahsedildiğinden haberdar olurlar. Bu hareket, onların blogunuzu ziyaret etmesini sağlayacak ve eğer blogunuzu beğenirlerse, yazılarında sizden bahsedeceklerdir. Ancak bunu idareli yapın çünkü çok fazla sayıda link spam olarak algılanır. Eğer başka bir blogtan beğendiğiniz bir yazı olursa, yazıdan bir paragrafı blogunuzda yayınlayın ve okurlarınızın, yazının geri kalan tamamını okumaları için yazının olduğu blog sayfasına link verin.

9- Benzer Bloglara Yorum Bırakın: Diğer (özellikle sizin blogunuzun konusuna benzer) bloglara bıraktığınız her yorum, sizin nasıl düşündüğünüzü ve yazdığınızı gösterir. İnsanlar, güzel bir yorum okuduklarında, sizin adınızı ve blogunuzun linkini göreceklerdir ve bu da o kişilerin, sizin daha başka neler dediğinizi/yazdığınızı merak etmesine yol açarak, blogunuzu ziyaret etmelerine yol açacaktır. Size benzer konularda yazan güzel blogları listeleyin, okuyun ve zaman zaman (yorumlarınızla ya da ek bilgilerle) katkıda bulunun.

10- Bırakılan Her Yoruma Cevap Verin: İnsanların blogunuza yorum bırakması, onların bunun için zaman harcaması/ayırması demektir. Blogunuza yorum bırakanları, yorumlarını dikkate alarak, yorumlarına cevap yazarak ve geri bildirimlerini göz önünde bulundurarak ödüllendirin. Bu, onların blogunuzu yeniden ziyaret etmesini sağlayacaktır.

11- İstekte/Ricada Bulunun: Okuyucularınızdan (ya da arkadaşlarınızdan) blogunuzda yazmak üzere konu belirtmeleri için ricada/istekte bulunun. Bunun için Facebook, Twitter, vb. ortamları da kullanabilirsiniz. Ardından, onların isteklerini yazdığınız hususunda bildirimde bulunun. Bu yolla, en az garantili bir okuyucu edineceğinizden emin olabilirsiniz.

12- (Gerekirse) Ödeme Yapın: Blogunuzun reklamını yapmak ve daha çok kişiye ulaşmak istiyorsanız, reklam, vb. mecralara yatırım yapın. Eğer çok güzel ve faydalı bir yazı yazdığınızı düşünüyor ve gerçekten, bunun daha çok kişiye ulaşmasını, ziyaretçilerden geri bildirim almayı istiyorsanız, bu iyi bir yöntem olabilir.


Bazen daha yoğun ziyaretçi trafiği planları işitirsiniz, ancak böyle şeyler pek inanılır değil. Öyle çok sihirli ya da gizli formüller yok...

Yukarıda belirtilen tavsiyeler, iyi bir şekilde kullanıldığında, blogunuzun ziyaretçi sayısını ve trafiğini artırmak için faydalı olacaktır.

21 Ağustos 2011 Pazar

Blog Yazılarınıza İmzanızı Eklemek İster misiniz?

Dün, blog ve bloggerlık konusunda önemli ve faydalı bir blog olan "Blog Hocam"da gezinirken bir yazı dikkatimi çekti. Şöyle diyordu: "Blog Yazılarınıza İmza Ekleyin". Yazıyı okuyunca, hemen ben de bu uygulamayı yapıp yazılarıma imzamı eklemek istedim. Bunun iki sebebi vardı: 
 
  1. Yazılara imzamı ekleyerek farklı bir uygulama ile dikkat çekmek.
  2. Yazılarımın bana ait olduğunu göstermek. (Çünkü bu yazıdan önceki yazı olan "Somali'ye Yardım Somali'den Geçinmeye Dönmesin!!!" başlıklı yazımı Facebook'ta paylaşınca, ilgili yazıda kendisinden de bahsedilen Yazar Murat Yatağanbaba, yorumunu bırakırken, yazının başında yer alan şiirin şair olan Ercümend Behzad Lav'ı kast ederek, "Bu yazı senin mi yoksa Ercümend Behzad Lav'ın mı?" diye sordu. İşte o an, yazılarımın bana ait olduğunu not düşmem gerektiğini anladım. Bu imza uygulaması ile, biraz şekilli de olsa not düşüyorum artık.)

İmza uygulamasına geri dönecek olursak... Eğer blogunuzdaki yazılarınıza imzanızı eklemek istiyorsanız, şu adımları takip etmelisiniz:

  1. İlk önce, imzamızı oluşturmak için My Live Signature sitesine giriyoruz. Anasayfadaki "Click Here to Start"a tıkladıktan sonra imza sihirbazını kullanıyoruz. (Sitenin anasayfasına filan girmeden doğrudan imza sihirbazına da gidebiliriz.)
  2. Bu aşama, imzayı oluşturma aşaması. Sırasıyla, önce adımızı (sadece ad, ad-soyad, takma ad, kısaca imzada ne kullanmak istiyorsak onu) yazıyoruz, ardından önümüze çıkan 120 fonttan birini, 10 boyuttan birini, imza ve arka fon renklerini, en son da 10 eğimden birini seçiyoruz. (Ben 29. fontu, 6. boyutu, 5. eğimi ve beyaz fon üzerine siyah imzayı seçtim.)
  3. İmza oluşturuldu. Şimdi, çıkan sayfada 3 bağlantı var. Bunlardan, imzamızı kullanmak için "Want to use this signature?"a tıklıyoruz.
  4. Açılan pencerede ise 2 seçenek bulunuyor. Burada "Generate HTML Code" diyoruz.
  5. Açılan sayfada var olan 2 seçenekten, üstteki "Generate a code for my handwritten signature"a tıklıyoruz.

İmzamız hazırlandı, kodumuz verildi. O kodu bir yere kopyalamamızda, kaydetmemizde fayda var... Şimdi bu imzayı (kodu) blogumuza yerleştirelim:
  1. Blogumuzun kumanda panelinden Tasarım > HTML'yi düzenle...
  2. "Widget Şablonlarını Genişlet"i seçiyoruz.
  3. Ctrl + F ile <data:post.body/> kodunu buluyoruz.
  4. Bulunan bu kodun altına da siteden aldığımız imza kodunu ekliyoruz.
  5. Şablonu Kaydet diyerek değişikliği kaydediyoruz...

İmzayı bloga ekledik... Güle güle kullanın...

Bu arada, eğer imzamız, sayfamızdaki gadgetlar ile yan yana gelirse, siteden alıp eklediğimiz kodun altına (5. aşamaya geçmeden)

<br>
</br>

kodlarını eklersek soru çözülüyor...

İmzanın nasıl durduğunu görmek istiyorsanız yazının sonundaki imzaya bakabilirsiniz...

Bu uygulama için blogunda verdiği bilgilerden dolayı "Blog Hocam"a teşekkür ediyorum...

26 Mayıs 2011 Perşembe

"İnternetime Dokunma" Yürüyüşü Seçimi Etkiler mi?

Eğer Türkiye gibi bir ülkede yaşıyorsanız olaylar çok hızlı gelişir. Sabah olmuş bir olay akşama eski bir olay gibi gelebilir, bir gün öncesinde olmuş bir olay bir gün sonrasında sanki üzerinden 1 yıl geçmiş gibi tarihi bir hâl alabilir. Bu yüzden, bu yazının yayınlanması da gecikmiş olarak algılanabilir çünkü olay ve bu yazı arasında 12 gün gibi Türkiye şartlarında çok uzun sayılabilecek bir zaman dilimi var. Bu yüzden belirtmem gerekiyor ki, bu yazıyı aslında daha önce yazacaktım ancak yoğunluğumdan ötürü gecikti, ancak vakit bulabildim.

Hepimizin malumu, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu'nca hazırlanan "internet filtresi" sistemi 22 Ağustos'ta yürürlüğe giriyor. Yetkililerin, hazırladıkları üç çeşit "çocuk, aile, yurtiçi" filtreleri ile birlikte "normal" internetin olacağını söylemesi, yani isteyen filtreyi kullanır isteyen şu anki hâliyle devam eder demesi, hiç kuşkusuz kimseyi tatmin etmedi. Tabiî bunda artık iktidara olan güvensizliğin yer alması, iktidarın bugün ak dediğine yarın kara demesi, ÖSYM konusunda önce tatmin olunması ama arkasından rezalet üstüne rezalet olması ve iktidarın dışında bundan "tatmin olan" kimsenin olmaması gibi sebepler etkin.

Her ne kadar basın görmezden gelse de, başını kuma gömse de internet sansürüne karşı 15 Mayıs'ta bir yürüyüş, bir protesto düzenlendi. Bin kişinin bile "öylesine" bir araya gelmesi bile büyük bir haber sayılabilecekken onbinlerce kişinin katıldığı ve 30'dan fazla şehirde düzenlenen bu yürüyüşler anlaşılan bir haber değeri taşımadı. Zaten Zaytung da bu durumu "'İnternetime dokunma' Yürüyüşüne Katıldığını Sanan 20 Bin Kişi, Böyle Bir Yürüyüşün Aslında Hiç Gerçekleşmediği Gerçeğiyle Yüzleşmeye Çalışıyor" şeklinde verdiği bir "haber" ile hicvediyor... Okan Bayülgen başta olmak üzere birçok ünlü ismin de bu yürüyüşe katılması ve destek vermesi de durumu kurtarmıyor anlaşılan... Ancak, yerli basının göremediği bu olayı yabancı basın görmüş...

İlk paragrafta da belirttiğim gibi Türkiye gibi olayların çok hızlı yaşandığı bir ülkede, daha iki hafta önce olmuş bir olay bugün tarihi bir olaymış gibi geliyor. Olaylar çabuk unutuluyor. Tabiî Türkiye'nin genel şartlarının yanında seçim döneminde olmamız da bunu etkiliyor... Evet, seçim döneminde olmamız bu yürüyüşün durumunu ve önemini unutturdu. İlginçtir, bu yürüyüşün siyasî bir anlamı da var...

Yürüyüşün olduğu gün, NTV'de "Gece-Gündüz" programını sunan Yekta Kopan, twitter'da  "15 Mayis, 12 Haziran'a yansir. İnternet Bahari, sosyal medyada yankilaniyor." mesajını attı... Peki gerçekten öyle mi? Ben hiç öyle düşünmüyorum... Bu yürüyüşün siyaseti ve seçimleri etkileyeceği aşikâr ama ben bu etkinin öyle çok büyük bir etki olacağını düşünmüyorum... Beni bu düşünceye iten iki sebep var: Birincisi zaten o yürüyüşe katılan ve destekleyen insanların belli bir bilinç ve eğitim seviyesine sahip olması, duyarlı olmaları ve zaten seçimde üç aşağı-beş yukarı kime oy ver(me)diklerinin belli olması, siyasi eğilimlerinin belli olması... İkincisi ise geçmişte yapılan bayak mitingleri, cumhuriyet mitingleri gibi mitinglerin ortaya koyduğu sonuçlar, siyasi hezimetler. Geçmişte daha büyük çaplı yapılan bu eylemlerin bile siyasi anlamda bir sonucu olmadığı gerçeği ortada dururken, o mitinglere nispeten daha küçük çaplı olan bu yürüyüşün siyasi bir sonucunun olacağını sanmıyorum.

Siyasi bir sonucunun veya etkisinin olacağını sanmıyorum diyerek etkisinin "0" olacağını kastetmiyorum elbette. Az da olsa getirisi olacaktır. Bunu gören CHP, henüz yürüyüş günü gelmeden "Siz Kapatın Biz Açıyoruz" diyerek rengini ve tarafını belli etti... Son dönemde, reklamcılık konusunda çok başarılı işler ortaya koyan CHP, "Unutma! 12 Haziran 22 Ağustos'tan Önce" diyerek ve sonrasında yaptığı "yasak" temalı reklam filmiyle de internet sansürü konusunda tarafını belli ederek özellikle protestocu gençlerin, muhalif gençlerin ve iktidardan, siyasetten umudunu kesmiş gençlerin oyuna talip olmaya çalışıyor...

Dediğim gibi, bu yürüyüşün öyle büyük bir yansıması olmayacak seçimlere. Şu anda, bu yürüyüşü unutmuş olmamız bile bunun bir ispatı değil mi? Seçimleri etkileyebilecek bir olayın seçimler yüzünden gündemden düşmesi de hayli ilginç ve bu tür olaylar sanırım sadece Türkiye'de olur... Neyse, bakalım seçimler ile yürüyüş arasında ne derece doğru orantı, ne derece etki-tepki göreceğiz...

Son olarak 15 Mayıs'ta düzenlenen bu "İnternetime Dokunma" adındaki internet sansürüne karşı yapılan yürüyüşten İstanbul ve İzmir'den seçme fotoğraflar...







6 Mayıs 2011 Cuma

I Dream A World Without

Bugün (saat hesabına bakarsak dün oluyor) sosyal medyanın ayaklarından biri olan, uzun süredir ismini duyduğum ama nasıl bir şey olduğu konusunda fikrim olmayan tumblr'a üye oldum. Tumblr, aynen bu blogger gibi bir blog sitesi, ya da dendiği şekliyle bir mikroblog sitesi...

Tumblr sayfama buradan erişebilirsiniz... Şunu gördüm, nasıl ki twitterda beğendiğiniz tweetleri retweet yapıyorsunuz, aynen tumblrda da beğendiğiniz gönderileri reblog yapabiliyorsunuz... Sisteme girdiğinizde, yine aynen twitterdaki gibi, takip ettikleriniz neler yazmış/atmış onu görebiliyorsunuz...

Neyse... Tumblrda reblog edilen bir gönderiyi buraya almak istiyorum: "I Dream A World Without" (...sız Bir Dünya Hayal Ediyorum) Gönderi çok beğenilmiş ve ben de dahil -an itibariyle- 14093 kişi tarafından reblog edilmiş... Güzel ve anlamlı bir gönderi değil mi? Hangimiz bunlarsız bir dünya hayal etmiyoruz...

Tumbler sayfamdan da erişebileceğiniz gönderi... Buyrun... (Bilmeyenler için, wars: savaşlar, violence: şiddet, abuse: küfür/suistimal, hunger: açlık, corruption: rüşvet, discrimination: ayrımcılık)

misspure:
أنآ أحلم بعآلم بدون :
leadermanal:
Wars  الحروب 







Violence العنف 




Abuse ظلم 




Hunger الجوع 






Corruption الفساد 


Discrimination التمييز



 …


29 Nisan 2011 Cuma

Magnum'dan Harika Bir Advergaming Uygulaması: Magnum Pleasure Hunt

Dün nette dolaşırken, uzun süredir girmediğim molaverrahatla bloguna girdim. Onun aracılığıyla Magnum'un yeni interaktif projesi, advergaming uygulaması olan Magnum Pleasure Hunt'tan haberdar oldum...


Advergaming, adından da anlaşılacağı üzere advertising (reklam) ve gaming (oyun, oynamak) kelimelerinin birleşimi. Şirketlerin, ürünlerini, kampanyalarını, vs.yi tanıtırken, reklamlarını yaparken oyunlardan faydalanması...

Aslında bugüne kadar birçok şirket bu tür interaktif girişimlerde bulundu ama açıkçası hiçbirisi Magnum kadar başarılı ol(a)madı. Diğer bir deyişle Magnum'unki onlarınkinden farklı...

Magnum'un bu interaktif uygulamasında, güzel bir kadın vasıtasıyla mümkün olduğunca çok çikolata parçasığı toplamaya çalışıyoruz. Bu oyun vesilesiyle Magnum ürünü olan çikolata parçacıklı dondurmasını tanıtıyor. Bu arada bigumigu'nun belirttiğine göre buradaki ablamız balerinmiş... 


Oyunda Samsung Mobile'dan Youtube'a, Dove'dan Spotify'a, Zulu Safari'ye kadar birçok sitenin içinde dolaşıyoruz. Paraşüt de kullanıyoruz, Saab araba da... Tabii bunlar molaverrahatla'nın belirttiğine göre ödüller ve onların siteleri... Her şey, her ayrıntı iyi düşünülmüş. Görülen her bir şeklin, yazının, paragrafın, vs.nin birer işlevi var oyunda... Ama ben oyunda en çok ablamızın el işaretiyle "haydi" yapmasını ve düşer gibi olduğu durumlarda "augh" sesini çıkarmasını sevdim... Bu arada kullanılan müzikler de çok hoş olmuş, sesler de başarılı...


Kısacası güzel bir uygulama olmuş. Güzelden de öte çok başarılı... Kısa bir google gezintisi ile bu uygulamanın sadece Türkiye'de değil, dünya çapında da büyük bir beğeniyle karşılandığını gördüm. Tabii bunlar kuşkusuz Magnum'a yol-su-elektrik, pardon, müşteri-satış-kâr olarak dönecektir...


Bu uygulama için Magnum'u ve çalıştığı Lowe Brindfors Ajansı'nı tebrik ediyorum...

Oyunu buradan oynayabilirsiniz. Ama dikkat edin, bir süre sonra bağımlılık yaratabiliyor! Benden söylemesi!!!

13 Mart 2011 Pazar

Türkiye'de İnternet-Bilgisayar Kullanım Oranları

Bilgi çağıydı, internetti, bilmem neydi derken her evde internet, hatta daha da ötesi neredeyse her evde bilgisayar olduğunu düşündük. Ama gerçekler o yönde değil. TÜİK'in 18 Ağustos 2010 tarihinde yayınladığı verilere göre son yıllarda hem internet hem de PC kullanımı artmış ancak bu henüz nüfusun yarısına bile eşdeğer değil. Şu bir gerçek, evet müthiş bir artış var bu yönde, öyle ki 2007'den 2010'a internet erişimi olan hane sayısı 2 katın üstüne çıkmış, hatta son yılda (2009-2010) 1/3 oranında artmış...


Tabiî raporda belirtilmemiş ama şahsî kanaatim bu kullanımın batıda daha yoğun olduğu yönünde, zira biz batıda oturanları, hele hele İzmir gibi büyükşehirlerde oturanları "artık her evde bilgisayar var, internet var" şeklinde konuşturtan, düşündürten, hatta aksi bir durumla karşılaşıldığında "nasıl olur ya" şeklinde şaşırmayla ağzını bir karış açık bırakan durumun kaynağı da oturduğumuz yer ve bölge...

Neyse, TÜİK verilerine göre "İnternete erişim imkânı olmayan hanelerin %26,3’ü İnternet kullanımına gerek duymadıklarını belirtmişlerdir. ADSL %73,3 ile hanelerde kullanılan en yaygın İnternet bağlantı türüdür." Erkeklerin % 53,4'ü ve kadınların % 33,2'si bilgisayar kullanırken, internet kullanımında bu oran % 51,8'e % 31,7 şeklinde...

Merak edenler, ilgi duyanlar, araştırma yapanlar ilgili rapora TÜİK'in sitesinden ulaşabilir...

27 Şubat 2011 Pazar

Yeni Nesil Reklam Şekli: Son Röportaj Geyiği

Malumunuz, eski başbakanlardan olan Milli Görüş lideri ve Saadet Partisi Genel Başkanı Necmettin Erbakan bu sabah (27 Şubat 2011) vefat etti. Allah rahmet eylesin... Ama konumuz o değil, konumuz medyanın yeni nesil reklam aracı hâline gelen son röportaj geyiği...

Bir siyasetçi mi öldü? Daya son röportajı... Bir şarkıcı mı öldü ya da oyuncu, manken, işadamı, vs.? Daya son röportajı... Kısaca ünlü biri mi öldü? Daya son röportajı... "Efendim onunla yaptığımız son röportajda..." şeklindeki ifadeyi koydun mu hem ölümün üzerindeki hüzün ve acıdan hem de ölüden nemalanırsın. Hem yayınını/sayfanı doldurursun hem de beleşten reklamını yaparsın... Hele ki bu yapılan son röportaj "gerçekten" ölen kişinin basına verdiği son röportaj ise "dadından yinmez"!!! Ha diyeceksiniz ki, "Bu son röportajın haber değeri yok mu? Bahsedilemez mi?" Tabiî ki haber değeri var, bahsedilir. Bunda bir sorun yok. Sorun bunun reklam amacıyla, ölüden-ölümden rant amacıyla yayınlanması...



Bu son röportaj geyiğini en son öğle vakti Habertürk TV yaptı. "Erbakan'ın son röportajı..." deyince kanalı değiştirdim hızla. Olmuyor artık, kabak tadı verdi. Bırakın artık ölüden ve ölümden rant elde etmeyi... (İsteyen, rahmetlinin "son röportajı"nı buradan okuyabilir/izleyebilir.)

Geçen ay ölen Defne Joy Foster için de benzer durum olmuş, Habertürk Gazetesi'nde (ya da Akşam Gazetesi'nde, tam hatırlamıyorum) bu "son röportaj" geyiğini okumuştum. Google'dan merak ettim baktım ve henüz ilk arama sayfasında bulduğum kadarıyla Defne Joy Foster "son röportajını" Mag Dergisi'ne ve Habertürk'e vermiş...

Anlaşılan o ki, bu "görgüsüzlük" örneği daha uzun süre devam edeceğe benziyor...

Not: Bunun bir de "ilk röportaj" versiyonu varmış. Erbakan başbakan olduğunda ilk röportajını Kanal 7'ye vermiş. Röportajı yapan da, bir dönem Kanal 7'nin ana haber sunucusu olan, şimdinin Hürriyet Gazetesi yazarı Ahmet Hakan Coşkun. Kanal 7'nin yan kanalı Ülke TV baktı "son röportaj" yok, o da bu ilk röportajı yayınlamış.

Başbakan'dan Blog Yazarına Hakaret Davası!!!

Geçenlerde Kaynağım İnsan sitesinde gezinirken bir yazı dikkatimi çekti: Başbakan'ın Beyn.org'a Hakaret Davası... Kamuoyunda Odatv'nin patronu Soner Yalçın'ın gözaltına alınması çok konuşuldu, çok tartışıldı. Basın özgürlüğüydü, düşünce özgürlüğüydü derken o hengamede gözden kaçan ama önemli bir olay bu bence. Sanırım "ileri demokrasi" bu olsa gerek!!!

Bir başbakan dava açabilir mi? Pekala herkes gibi başbakan da dava açabilir. Ama bizim başbakanımız, her ne kadar benzer tutumda olan rakiplerini, muhaliflerini eleştirse de, en ufak bir durumda soluğu mahkemede almasıyla, davalar açmasıyla Türk Hukuk Tarihi'nde özel bir yere sahip...


Peki, beyn.org ile arasındaki bu "özel durumun" sebebi ne? Kaynağım İnsan'dan:

"Dün kötü bir haber aldım. Üzüldüm, şaşırdım, kızdım.Türkiye blogosferinin en eskilerinden, ara ara benim de yorum yazdığım Beyn.org’un sahibi Barış Ünver’e Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hakaret davası açmış. Barış Ünver’in yazısı şu an yayında olmadığı için okuyamadım. Ancak farklı kaynaklarda yazının içeriğindeki başbakanı "hakaret" gerekçesi ile rahatsız eden söylem şöyle belirtilmişti:

… Başbakan Tayyip Erdoğan’ın meydanlarda söylediği “CHP, MHP, terör örgütü ruh üçüzü oldu” sözlerine atıfta bulunan Ünver, Abdullah Öcalan’ın devlet ile olan temasının da değerlendirildiği yazıda Erdoğan ile aynı kelimeler kullanılarak, “Erdoğan da Öcalan ile ruh ikizi oldu” dedi.

Bu yazı üzerine Erdoğan, üniversite öğrencisi hakkında suç duyurusunda bulundu. Erdoğan suç duyurusunda, “kişilik haklarına saldırı kastıyla fevkalade ağır, katlanılması ve tahammülü gayri kabil hakaretlerde bulunulduğunu” iddia etti. Suç duyurusu üzerine Ankara Cumhuriyet Savcısı Osman Atalay, Ünver hakkında 2 yıl hapis istemiyle Sulh Ceza Mahkemesi’ne dava açtı. Ünver, soruşturmada alınan ifadesinde, yazının amacının sadece eleştiride bulunmak olduğunu, hakaret amacı taşıyan kelimeleri kullanmadığını vurguladı. Ünver, ceza alırsa, atama veya seçilmeye tabi tüm memur hizmetlerinden de yararlanamayacak.”

Radikal'den ve Cumhuriyet'ten detayları okursunuz... Kaynağım İnsan'dan devam ediyoruz:

"Barış Ünver’in yazısını okuyamasam da, başbakanın“CHP, MHP, BDP ruh üçüzü oldu” sözlerinin geçtiği Adana mitingini buldum. Başbakan şöyle demiş:

Biz bir haksızlığın karşısında direniyoruz. Burada şu parti bu parti meselesi yok. Bu anayasa darbe anayasası mı milletin anayasası mı? Milletin anayasası. Bu değişiklik bir millet projesidir. Bu güne kadar bir araya gelemeyenler. CHP, MHP, BDP, YARSAV, bir kısım medya ve bakıyorsunuz terör örgütü bir araya geliyor. Ama biz bunların karşısında dimdik duruyoruz. Biz bu ülkede darbe anayasası ile bu güne kadar gelen süreci durduracak millet projesine evet diyoruz. Sevdamız millet, kararımız evet olacak. Oyumuz evet olacak.” diye konuştu.

Isparta mitinginde ise benzer sözlerini söyle bitirmiş:

Bu oyunu bozacak mıyız? O fitne odaklarının heveslerini kursaklarında bırakacak mıyız? 12 Eylül’de yeniden büyük Türkiye’ye evet mi? İleri demokrasiye evet mi? Daha fazla özgürlüğe evet mi?”

Devlet Abdüllah Öcalan’la dolaylı olarak görüşüyor mu? Görüşüyor. Televizyonlarda İmralı’dan gelen haberleri dinliyoruz, izliyoruz, tartışma programlarında gelişmeleri takip ediyoruz. Yani bir devlet dolaylı olarak  Abdullah Öcalan ile hem diyaloğa girer, hem de neden onun isminin geçtiği yeri hakaret kabul eder, ben anlamadım. Madem hakaret niteliği taşıyor Abdullah Öcalan, o zaman neden görüşüyorsunuz?. Ne büyük çelişki.

Barış Ünver’i eleştirisi nedeniyle dava etmek başbakanın mitingde bahsini ettiği “ileri demokrasi”ye bir örnek mi? … eğer öyleyse vah bizim halimize."

İleri demokrasi demek ki "başbakan istediğini istediği gibi eleştirir, istediğine istediğini söyler ama o eleştirilmez"! Belirtildiği gibi "ileri demokrasi" buysa "yok abi kalsın, biz almayalım"! Vah bize, yazık bize... Eğer Barış Ünver ceza alırsa cezası "ömür boyu" sürecek ve kamu görevinde bulunma, memuriyetten faydalanma, seçme-seçilme hakkı gibi temel haklarından ömür boyu yararlanamayacak...

Konuyla ilgili olarak Barış Ünver de blogundan ilgili yazısını kaldırmış ve şu açıklamayı koymuş:

"Radikal ve Cumhuriyet gazetelerinde, 21 Nisan 2011'de hakim karşısına çıkacağım dava ile ilgili birer tane haber çıktığını gördüm.

Türk Ceza Kanunu'nda "adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs" başlıklı bir madde var: 288. madde. Bu maddeye göre henüz sonuçlanmamış davam hakkında yorum yapmam suç olarak değerlendirileceği için, avukatımın da önerisiyle, hiçbir yerde hiçbir şekilde yorum yapmamaya özen göstermek zorundayım. Dolayısıyla söyleyebileceğim bir şey yok.

Bu süreçte bana destek veren herkese çok teşekkür ederim."

Hani başbakan ve hükümet zaman zaman "tarihe geçtiklerini" ve/veya "tarihe geçecek icraatler yaptıklarını" söylüyorlar ya, eğer Barış'a ceza verirlerse, işte o zaman hem "ileri demokrasi" konusunda dünyaya örnek oldukları için, hem de bir blog sayfasına ceza verdikleri için tarihe geçerler. Ha bu arada böyle bir dava açtıkları için zaten "tarihe geçtiler"!!!

8 Şubat 2011 Salı

En pahalı internet nerede?

TEPAV, OECD ülkelerindeki internet erişim ücretlerini derleyip bir rapor halinde yayımladı. Kriter elbette veri hızı bazındaki ücretler.


Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV), OECD Genişbant İstatistikleri’ne göre 2.39 dolarlık en düşük ve 76.11 dolarlık en yüksek megabit/saniye’lik fiyatlarıyla, Türkiye’nin internetin en pahalı olduğu ülkelerden biri olduğunu açıkladı.
TEPAV Araştırmacıları Ü. Barış Urhan ve İrem Kızılca tarafından yazılan “Türkiye’de Kişilerin İnternet Kullanımları Ne Şekilde Değişiyor? İnternet Kullanıcıları Üzerine Bir Değerlendirme” başlıklı rapor yayımlandı.
Raporda 2009 yılı verilerine göre Türkiye’de nüfusun yüzde 62’sinin hayatlarında hiç internet kullanmadığının belirlendiği ifade edildi. Bu oran Avrupa Birliği 27 (AB27) ülkeleri ile kıyaslandığında, Romanya ve Türkiye’nin başı çektiği görüldü. Hiç internete girmemiş nüfusun büyüklüğüne karşılık, son dört yıl içerisinde evden internete erişim sahipliği açısından ise iyileşme oldu. 2007 yılında hanelerin yüzde 80′i evden internete erişemezken, bu oran 2010 yılında yüzde 57’lere kadar düştü.

Evden internet erişimine sahip olmayan hanelerin nedenlerine bakıldığında ise internet bağlantı ücretlerinin yüksekliğinden şikâyet edenlerin oranının 2007 – 2010 döneminde yüzde 50’den fazla arttığı görüldü. Yine bir diğer önemli neden bilgisayar vb. cihazların fiyatlarının yüksekliği olarak ortaya çıktı.

EN YÜKSEK ÜCRET TÜRKİYE’DE

OECD Genişbant İstatistikleri’ne göre 2.39 dolarlık en düşük ve 76.11 dolarlık en yüksek Megabit/saniye’lik fiyatlarıyla Türkiye internetin OECD ölçeğinde en pahalı olduğu ülkelerden biri oldu.

İnternet bağlantı ücretlerine daha yakından bakıldığında farklı bağlantı hızlarına göre Türkiye’nin yine OECD ülkelerinin birçoğundan daha pahalı bir servise sahip olduğunu görüldü. Özellikle yüksek hızlarda ortalama bağlantı maliyeti 621 doları bulan Türkiye’nin, en yakın takipçisi Lüksemburg’da ise benzer bir bağlantının ortalama fiyatı sadece 112 dolar civarında.

İnterneti kullanan bireylerin kullanım amaçları AB-27 ülkeleri ile kıyaslandığında ortaya ilginç sonuçlar çıktı:
2008 – 2010 döneminde Türkiye’deki internet kullanıcılarının interneti kullanım amaçlarında ilk 3 sırayı “e-posta göndermek ve almak, sohbet odalarına girmek ve internetten gazete dergi okumak” aldı. Bu durum AB-27’de “e-posta göndermek ve almak, mal ve hizmetler hakkında bilgi almak ve sağlıkla ilgili bilgi aramak” olarak belirlendi. (Ntv)

ShareThis

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...