26 Mayıs 2011 Perşembe

"İnternetime Dokunma" Yürüyüşü Seçimi Etkiler mi?

Eğer Türkiye gibi bir ülkede yaşıyorsanız olaylar çok hızlı gelişir. Sabah olmuş bir olay akşama eski bir olay gibi gelebilir, bir gün öncesinde olmuş bir olay bir gün sonrasında sanki üzerinden 1 yıl geçmiş gibi tarihi bir hâl alabilir. Bu yüzden, bu yazının yayınlanması da gecikmiş olarak algılanabilir çünkü olay ve bu yazı arasında 12 gün gibi Türkiye şartlarında çok uzun sayılabilecek bir zaman dilimi var. Bu yüzden belirtmem gerekiyor ki, bu yazıyı aslında daha önce yazacaktım ancak yoğunluğumdan ötürü gecikti, ancak vakit bulabildim.

Hepimizin malumu, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu'nca hazırlanan "internet filtresi" sistemi 22 Ağustos'ta yürürlüğe giriyor. Yetkililerin, hazırladıkları üç çeşit "çocuk, aile, yurtiçi" filtreleri ile birlikte "normal" internetin olacağını söylemesi, yani isteyen filtreyi kullanır isteyen şu anki hâliyle devam eder demesi, hiç kuşkusuz kimseyi tatmin etmedi. Tabiî bunda artık iktidara olan güvensizliğin yer alması, iktidarın bugün ak dediğine yarın kara demesi, ÖSYM konusunda önce tatmin olunması ama arkasından rezalet üstüne rezalet olması ve iktidarın dışında bundan "tatmin olan" kimsenin olmaması gibi sebepler etkin.

Her ne kadar basın görmezden gelse de, başını kuma gömse de internet sansürüne karşı 15 Mayıs'ta bir yürüyüş, bir protesto düzenlendi. Bin kişinin bile "öylesine" bir araya gelmesi bile büyük bir haber sayılabilecekken onbinlerce kişinin katıldığı ve 30'dan fazla şehirde düzenlenen bu yürüyüşler anlaşılan bir haber değeri taşımadı. Zaten Zaytung da bu durumu "'İnternetime dokunma' Yürüyüşüne Katıldığını Sanan 20 Bin Kişi, Böyle Bir Yürüyüşün Aslında Hiç Gerçekleşmediği Gerçeğiyle Yüzleşmeye Çalışıyor" şeklinde verdiği bir "haber" ile hicvediyor... Okan Bayülgen başta olmak üzere birçok ünlü ismin de bu yürüyüşe katılması ve destek vermesi de durumu kurtarmıyor anlaşılan... Ancak, yerli basının göremediği bu olayı yabancı basın görmüş...

İlk paragrafta da belirttiğim gibi Türkiye gibi olayların çok hızlı yaşandığı bir ülkede, daha iki hafta önce olmuş bir olay bugün tarihi bir olaymış gibi geliyor. Olaylar çabuk unutuluyor. Tabiî Türkiye'nin genel şartlarının yanında seçim döneminde olmamız da bunu etkiliyor... Evet, seçim döneminde olmamız bu yürüyüşün durumunu ve önemini unutturdu. İlginçtir, bu yürüyüşün siyasî bir anlamı da var...

Yürüyüşün olduğu gün, NTV'de "Gece-Gündüz" programını sunan Yekta Kopan, twitter'da  "15 Mayis, 12 Haziran'a yansir. İnternet Bahari, sosyal medyada yankilaniyor." mesajını attı... Peki gerçekten öyle mi? Ben hiç öyle düşünmüyorum... Bu yürüyüşün siyaseti ve seçimleri etkileyeceği aşikâr ama ben bu etkinin öyle çok büyük bir etki olacağını düşünmüyorum... Beni bu düşünceye iten iki sebep var: Birincisi zaten o yürüyüşe katılan ve destekleyen insanların belli bir bilinç ve eğitim seviyesine sahip olması, duyarlı olmaları ve zaten seçimde üç aşağı-beş yukarı kime oy ver(me)diklerinin belli olması, siyasi eğilimlerinin belli olması... İkincisi ise geçmişte yapılan bayak mitingleri, cumhuriyet mitingleri gibi mitinglerin ortaya koyduğu sonuçlar, siyasi hezimetler. Geçmişte daha büyük çaplı yapılan bu eylemlerin bile siyasi anlamda bir sonucu olmadığı gerçeği ortada dururken, o mitinglere nispeten daha küçük çaplı olan bu yürüyüşün siyasi bir sonucunun olacağını sanmıyorum.

Siyasi bir sonucunun veya etkisinin olacağını sanmıyorum diyerek etkisinin "0" olacağını kastetmiyorum elbette. Az da olsa getirisi olacaktır. Bunu gören CHP, henüz yürüyüş günü gelmeden "Siz Kapatın Biz Açıyoruz" diyerek rengini ve tarafını belli etti... Son dönemde, reklamcılık konusunda çok başarılı işler ortaya koyan CHP, "Unutma! 12 Haziran 22 Ağustos'tan Önce" diyerek ve sonrasında yaptığı "yasak" temalı reklam filmiyle de internet sansürü konusunda tarafını belli ederek özellikle protestocu gençlerin, muhalif gençlerin ve iktidardan, siyasetten umudunu kesmiş gençlerin oyuna talip olmaya çalışıyor...

Dediğim gibi, bu yürüyüşün öyle büyük bir yansıması olmayacak seçimlere. Şu anda, bu yürüyüşü unutmuş olmamız bile bunun bir ispatı değil mi? Seçimleri etkileyebilecek bir olayın seçimler yüzünden gündemden düşmesi de hayli ilginç ve bu tür olaylar sanırım sadece Türkiye'de olur... Neyse, bakalım seçimler ile yürüyüş arasında ne derece doğru orantı, ne derece etki-tepki göreceğiz...

Son olarak 15 Mayıs'ta düzenlenen bu "İnternetime Dokunma" adındaki internet sansürüne karşı yapılan yürüyüşten İstanbul ve İzmir'den seçme fotoğraflar...







7 Mayıs 2011 Cumartesi

Diziler Kitaplara Karşı

Aslında başlığı "Diziler vs. Kitaplar" şeklinde koyacaktım ama Türkçe olmadığı için başlığı yukarıdaki gibi değiştirdim... Tam o anlamı verdi mi bilmiyorum ama en azından Türkçe... Neyse...

Bugün Ahmet Kırtok'un sitesinde güzel bir yazı okudum. Aslında herkesin dilinde olan, herkesin eleştirdiği ama kimsenin karşı koyamadığı bir durumu, bir hastalığı dile getirmiş Kırtok sitesinde: Çağımızın vebası "dizi hastalığı"...


Ahmet Bey'in de yaptığı gibi analiz edelim durumu:
  • Bugün bir dizi net 90 dakika. Reklamlar, özet adı altında önceki bölümün tekrarı derken 3 saati buluyor.
  • Yaz sezonunda gösterilmediğini düşünürsek, bir dizi bir sezonda aşağı yukarı 40 bölüm oynuyor.
  • Bu da demektir ki 40 x 3 = 120 saat ekran başında dizi izleniyor.

Bu tabii sadece bir dizi için... Eğer haftada birden fazla dizi izliyorsa birisi, bu sayıyı izlediği dizi sayısı kadar çarpmalı...

Kitaplara gelince...
  • Abartarak yavaş okunduğunu hesap ederek, 1 kitap sayfasının 3 dakikada okunduğunu düşünelim.
  • Ortalama bir kitabın 200 sayfa olduğunu düşünelim.
  • Bu kitap, 200 x 3 = 600 dakikada, yani 10 saatte okunur.
  • Dizi hesabından gidersek, bu, abartılmış bir hesapla, 3-4 bölüm yapar.
  • 4 bölümlük sürede 1 kitabın bittiğini düşündüğümüzde, dizinin sezonluk 40 bölümünde 10 kitap yapar

Bilmem kimin ölümsüz eserinin dizisini izlemek için ekran başına çakılacağına, kitabını alıp okusan en fazla 4 bölümlük bir sürede ne olup-bittiğini öğrenirsin... Bu sayede sadece vakitten kazanmakla kalmaz, bilgin-kültürün-görgün artar, ekran başı aptallarından olmamış olursun...

Şimdi vakitten devam edelim...
  • Bir günlük mesainin 8 saat olduğunu kabul edelim.
  • Haftada yalnız bir dizi izleyen bir kişinin 120 saatinin ekran başında geçtiğini belirtmiştik.
  • Buradan da hareketle, bir tek dizi için ekran başında geçirdiğin süre 120 / 8 = 15 iş gününe bedel...


Şimdi, insanlara neden kitap okumadıklarını sorunca, gelen cevap genellikle "vaktim yok" oluyor. Halbuki hesap yukarıda... Hem kitap okumak için özel saatler belirlemeye gerek yok. İstenirse okula ya da işe giderken veya genel olarak bir yere giderken otobüste, vapurda, trende, vs.de okunabilir. İstenirse vakit yaratılır...

Kitabı geçersek, Ahmet Kırtok'un da belirttiği gibi  "Her sezon bir dizi izlemek için ayırdığın 120 saatte yerine neler yapılır neler…Kitap okuma, kendini geliştirme, faydalı işler yapma, hadi geçtik hepsini, okuldan ve işten kalan birkaç saatte de ailen ve sevdiklerinle iletişim yerine dizi izle sen Türkiye..."

Hesap ortada... Karar sizde...

Not: Bu yazı eşzamanlı olarak Kültür Alanı'nda da yayınlanmıştır...

6 Mayıs 2011 Cuma

I Dream A World Without

Bugün (saat hesabına bakarsak dün oluyor) sosyal medyanın ayaklarından biri olan, uzun süredir ismini duyduğum ama nasıl bir şey olduğu konusunda fikrim olmayan tumblr'a üye oldum. Tumblr, aynen bu blogger gibi bir blog sitesi, ya da dendiği şekliyle bir mikroblog sitesi...

Tumblr sayfama buradan erişebilirsiniz... Şunu gördüm, nasıl ki twitterda beğendiğiniz tweetleri retweet yapıyorsunuz, aynen tumblrda da beğendiğiniz gönderileri reblog yapabiliyorsunuz... Sisteme girdiğinizde, yine aynen twitterdaki gibi, takip ettikleriniz neler yazmış/atmış onu görebiliyorsunuz...

Neyse... Tumblrda reblog edilen bir gönderiyi buraya almak istiyorum: "I Dream A World Without" (...sız Bir Dünya Hayal Ediyorum) Gönderi çok beğenilmiş ve ben de dahil -an itibariyle- 14093 kişi tarafından reblog edilmiş... Güzel ve anlamlı bir gönderi değil mi? Hangimiz bunlarsız bir dünya hayal etmiyoruz...

Tumbler sayfamdan da erişebileceğiniz gönderi... Buyrun... (Bilmeyenler için, wars: savaşlar, violence: şiddet, abuse: küfür/suistimal, hunger: açlık, corruption: rüşvet, discrimination: ayrımcılık)

misspure:
أنآ أحلم بعآلم بدون :
leadermanal:
Wars  الحروب 







Violence العنف 




Abuse ظلم 




Hunger الجوع 






Corruption الفساد 


Discrimination التمييز



 …


ShareThis

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...